17 11 2007

MUTLU OLMAK VARKEN MUTSUZLUK NEDEN!

 

 

MUTLULUK

 

Mutlu olmak; hayattan zevk alarak yaşayabilmektir. Mutlu olmak yüzeysel olarak baktığımızda küçük ve basitmiş gibi görünenlere değer vermektir. Mutlu yaşayabilmek; bir yaşam tarzıdır, kişinin hayat felsefesinin bir parçasıdır.Mutsuz olmak, günümüzün en tehlikeli hastalığı halinde.. Can sıkıntısı, yalnızlık ve sevgisizlik ön plana çıkmış durumda. Oysa, can sıkıntısına karşı merakı ve yaratıcılığı, yalnızlığa karşı, dostluk ve hizmeti, korkulara karşı ise, sevebilme yeteneğimizi geliştirmemiz gerekiyor. İnsanlar mutluluğu anlar olarak görüyorlar, sürekli mutlu olmak imkansız, hatta doğal görülmüyor. Elbette ki; hepimiz her an mutlu olamayız, mutlu olmak problemsiz bir yaşam anlamına da gelmez. Evet...Mutlu olmak; olumsuzlukları bir ders, bir gelişme olanağı olarak görmek, problemlerin çözümü için yaratıcılığı kullanmak ve her yaratıcı çözümle başarı ve yeterlilik duygusunun hazzını yaşamaktır. Mutlu olabilmek, sahip olduklarımızı gözden geçirmektir, küçük değerlerde büyük mutluluklar aramaktır. Sonucun değil sürecin göz önünde bulundurulacağı ideallere sahip olmaktır. İnsanların aradığı sevgi, mutluluk içlerinden başka bir yerde değildir. Fakat kendi yarattığımız rekabetçi, mutsuz dünya buna görmemize engeldir. Zira ” insan güzelliği içinde taşımıyorsa, dünyanın neresine giderse gitsin, onu bulamaz... “Öbür yandan çevremize şöyle bir baktığımızda; idealizmi,hayalcilik,karamsarlığı,gerçekçilik, büyük düşleri,delilik, özgürlüğü,uçukluk, farklı olma cesaretini,hainlik, hizmeti,boş iþler, haksızlıklara baş kaldıranları,asi olarak tanımlayan insanların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Bu düşünceyi benimsemiş olanları azınlıkta bırakmak ta bizlerin elinde... Yaşamı düşünelim.. Aslında öyle mükemmel ve uyumlu ki; bu mucizenin bir parçası olmak bile çok önemli. Buna rağmen hayatın gerçek uyumunu yakalamak, ona küçük mutluluklar katarak mümkün olacaktır. Küçümsediğimiz, aldırmadığımız bir gölge gibi peşimiz sıra sürüklediğimiz gündelik yaşama neler katabileceğimizi düşünsek, kim bilir herşey ne kadar güzel olacak... En karanlık gecede bile mutlaka parlayan bir yıldız olduğunu, bilinç altında bir yerlere yerleştirsek herşey ne kadar çok değişecek... İpek Ongun’ un “Bu Hayat Sizin” adlı kitabında dediği gibi, mutluluk ne aranmakla ne de beklenmekle bulunuyor.Ya Hep, Ya Hiç diyenlerin yanından bile geçmiyor. Mutlu olabilmek, düşünmek, merak, yaratıcılık, sevebilmek... Mutluluk, hayatın yoğun karmaşasında bir an durup tüm yaşananlardaki gülümseten payı aramaktır. İnsanları düşünmeye yönelten, yüreği ve aklı insan sevgisiyle dolduran bir mutluluk kaynağı da kitaplardır. Kitapların ne kadar iyi bir dost olduğu konusuna ise artık girme gereği duymuyorum Kitap okumak bizi can sıkıntısından uzaklaştırır. Düşünebilme, dolayısıyla üretebilme yeteneğimize bir işarettir. Kitaplar idealizmin büyüsünü keşfetmemizi sağlayacak ve bize mutluluk verecek bir çok şeyin doğrudan anahtarıdır. Ve beynimizin ilk uyarıcısı... Dünyanın güzelliklerini keşfetmek, karamsarlığı yenmek için daha ne bekliyorsunuz...? Herkeste var olduğuna inandığım bu pozitif enerjiyi bir an önce harekete geçirelim. Ve üç 'S’ yi asla aklımızdan çıkarmayalım... Sevgi, Saygı, Sorumluluk... MUTLULUK..

 

VE YİNE MUTLULUK

 

Gerçek Mutluluk, insanın ruhunun ve kalbinin tadacak olduğu mutluluktur.  İnsana bu mutluluğu faydalı ilim ve onun güzel meyveleri kazandırır. Bu, durum ve şartlar ne olursa olsun devamlı olan bir mutluluktur. Yani insanoğlunun hayat yolculuğunun üç merhalesi olan; dünya hayatı, kabir hayatı ve âhiret hayatında kendisine eşlik edecek olan bir mutluluktur. İnsanoğlu bu mutlulukla yüksek derecelere ulaşarak olgunlaşır.
Bu,Mutluluk mal ve mülkün kaybedildiği yerde bunların yerini alarak insanı teskin eder. Bu mutluluğu tatmayan ne bunun kadrini bilir, ne de onu elde edebilmek için onun peşine düşer. İnsanların çoğu, biraz sabır ciddiyet gerektirdiği için bu mutluluğu aramayı düşünmezler. Bu saadet (Mutluluk) diğer bütün saadet çeşitlerinin tersine gerçekten büyük ciddiyet ve gayret gerektirmektedir. Zira diğer saadet çeşitleri insanın nasibi ile ilgili olup bazen miras ve hibe yoluyla istemeyene bile nasip olabilir.
İlim mutluluğuna gelince buna ancak gayretli olan, isteğinde ve niyetinde sadık olanlar nail olabilirler.
Kıymetli şeylerin etrafı daima aşılması zor duvarlarla çevrilmiştir.  Gerçek saadete ulaşmak için bu saadetin etrafındaki aşılması gereken duvarları aşarak meşakkat köprüsünü geçmek lazımdır. Geçici zevkleri ve rahatı seçenler elbette bu mutluluğa ulaşamazlar. İnsanların çoğu bu mutluluğun lezzetini ve kadrini bilmezler. Şayet İnsanlar bunun kıymetini bilmiş olsalardı bunu elde etmek için en büyük savaşları yapmaya hazır olurlardı. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu saadet yapılması nefse hoş gelmeyen şeylerle çevrilmişdir. ve insanlar zorlukların arkasındaki güzellikleri bilmediklerinden zahmete katlanıp bu saâdete ulaşmayı göze alamazlar. Burada şunu da söyleyelim; bu hedefe ancak Allah'ın fazlı kereminden nasibi olan insanlar ulaşabileceklerdir. Bu nasipte gayret olmadan gelip insanı bulmaz.
Bilinmelidir ki, Allah'a yönelmek saâdetin asıl kaynağıdır. Kaynağını Allah'a yönelişten almayan her türlü saadet gerçek saadet olmaktan uzaktır.Gerçek mutluluğa ulaşmak isteyen kişi bütün sevgisi, itaati, alçak gönüllülüğü, umudu, korkusu, zikri, duası vesaire ibadetleriyle tamamen Allah'a yönelmelidir. Kulun hakikatini oluşturan kalp ve ruh ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur. Allah'ı anmaksızın gerçekleşen her türlü Mutluluk geçici ve eksiktir.
İbn Kayyim (Allah ondan razı olsun!) şöyle der:
«Kalpte öyle boşluk vardır ki, o boşluğu ancak Allah'a yönelmek doldurabilir. Ve onda öyle bir ıssızlık vardır ki, onu ancak Allah'a iman etmenin lezzeti giderebilir. Yine onda öyle bir hüzün vardır ki, onu ancak Allah'ı bilmenin kazandıracağı sevinç ve gerçek  bir ihlas giderebilir, yine onda öyle bir hasret ateşi vardır ki, o ateşi ancak Allah'ın emir ve yasaklarına rıza göstermek, mahşer gününe kadar O'nun kaza ve kaderine sabretmek söndürebilir.»
     Biliniz ki, tevhidî inancın ve bu inanç doğrultusunda insanın bilgi, beceri, kültürünü ve ilmini artırmasının insanın mevcut sıkıntılarından kurtulup huzura kavuşmasında büyük önemi vardır. Müslüman, kendisine Allah'ın Resûlünün o huzurlu hayatını örnek almalıdır. Bunun için de onun yaşantısını bize ulaştırmış olduğu ilahi risaleyi iyi bir şekilde bilmeye ihtiyaç vardır.  İşte kalplere huzur ve ferahlık veren, ehlini en güzel ahlak ve yaşantıya ulaştıran ilim bu ilimdir.
Sevgili kardeşim, bu ilmi elde etmeye gayret etmelisin! Bu ilmi kazandıktan sonra ciddi bir şekilde amel etmelisin! Seni yaratana tevekkül etmelisin! Hayata gül! Hayatı mümin kardeşlerinle paylaşarak mutluluğun zirvesinde olanlarla beraber ol! Unutma ki mutluluğun zirvesine sen de ulaşabilirsin! Şayet bir zorlukla karşılaşırsan öncelikle ona gülümse! Kalbinde umutsuzluğa kesinlikle yer verme! Sakın ola ki bağrını yeyip bitirecek olan çekemezlik hastalığına kapılma! Bütün iyiliklerini boşa çıkartacak olan hasede düşmeden Allah'ın senin  için taksim etmiş olduğu rızka razı ol! Şâyet bu yolu takip edersen gerçekten dünya ve âhirette sahihlerin ve ilim ehlinin kavuşmuş olduğu saâdete kavuşacaksın. Bu saâdet öyle bir saâdettir ki, şâyet zenginler, makam sahipleri ve  sultanlar bu saadetin lezzetini bilseler silah kuşanarak bunu elde etmek için savaşırlardı.
 
Bakınız Şeyhul İslam İbn Teymiye şöyle diyor:
"Dünyada öyle bir cennet vardır, ki o cennete giremeyen âhiret cennetine giremez."
Burada size İbn-i Teymiye'nin kendisi hapishanede iken söylemiş olduğu şu sözü de hatırlatmak istiyorum:
"Düşmanlarım bana ne yapabilirler ki!? Benim cennetim ve bahçem kalbimdedir. Ben bu cennet ve bahçemle yola çıktım. Onlar beni asla bırakmazlar. Hapsedilmem (Rabbimle) baş başa kalmamdır, öldürülmem şahâdettir, yurdumdan çıkartılmam  seyahate çıkmamdır."
Görüyor musunuz, Allah'a iman edenin halini ve hayat anlayışını?! Bu anlayışta olan bir insanda elbette her zaman huzur ve istikrar vardır. Gerçekten bu saâdeti ve dereceyi elde etmek çok muhteşem bir olaydır!!

 

 GÜLÜMSE

 

Erken açmış bir bahar dalının ürkekliği içindeysen eğer, rüzgarlar seni korkutuyorsa, çiçeğinin dönüşeceği meyveyi değil, yapraklarının yerlerde sürüneceğini, renklerinin solacağını, hoyratça ezileceğini düşünüyorsan; GÜLÜMSE... Ilık meltemler dolsun yüreğine..Yaylaların kekik kokusu.. Portakal çiçeğinin beyazlığı.. Yakamozların ışıltısı dolsun; GÜLÜMSE... Vampirler güneş ışığından korkar bilirsin. Güneş hiç batmamalı bu yüzden, hep ışık saçmalı. Elbet yok olup gidecekler kendi karanlık dünyalarına. Aydınlık düşler, aydınlık yüzler, aydınlık beyinler onlara göre değil. Geri gelemeyecekler; GÜLÜMSE.. Sahilde topladığın taşları düşün. Önce toplayıp sonra birer birer denize attıklarını... Ve kıyamadıklarını.. Ve seni eşsiz bir taş gibi saklayanları..Kıyamayanları.. Unutma ki; kış ortasında açan bahar dalları hep umutlandırır insanları..İçlerini ısıtır.. Gülümsetir.. Haydi sen de tut elimizden; GÜLÜMSE...

 

 

 

 

 

 

 

 

2558
0
0
Yorum Yaz