aslimyanik

mutluluğu isteyenlere...

28/6/2009

Yine ve yeniden…

 

Uyanmak sabaha yeniden gözlerini açmak tekrar ...ve yeniden merhaba demek yaşamaya.

Her güne aynı yeni güne mis gibi kokan sabaha fısıldayan kuşlarla içindeki çırpınışla birlikte...

Kaybettiğini hissettiğin anda kazanmaktır hayat deyip tutunmak.

İnsanın kendini hiçbir zaman olamayacağı yere koymaktır yaşamaktır nefes almaktır...
ve...
Haykırmaktır dünya ya yine ben yaşıyorum yaşayacağım hayata inadına...

Ne güzel gün bugün mis gibi hava tepe de güneş ve kuş çırpınışları,

Birlikte coşsun için ,içinde yaşasın sevgin ve sevginde birleşsin hislerin,

Yeni güzel güne yeni merhabalarla her güne yine ve yeniden aynı başla…

Umutsuzlukları atarak olmayacak şeyleri düşünmeyerek ve gülerek

Ufacık bir tebessüm ederek

Ya, unutma o anları içinde yaşat yaşananları ,

Bitti deme hiçbir şeyi,

Ve haykır yeniden yine aynı hisle

Mutluyum… Mutluyum… Mutluyum… Mutluyum…

 

Zaman az ,zaman bitiyor yakala sende n’olur tüketme yaşama sevincini

Her an yaşa kalbindeki o hoş hissini…


Bütün yollar senin hangisini seçersen seç doğru yolun o olduğuna inanarak yürü….

 

 

 

Unutma…

 

 

Kaybolmuş dünya da sen hep var olacaksın….

 

                                                                             Aslı Yanık






Eskidendi çok eskiden...



Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babamın bile anahtarı yoktu.

Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki...

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
"Sokakta oynamak" diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış-veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya-zıplaya yürüyerek gelirdik eve...

Servis falan yoktu.

Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar, oyuna bile dalardık...

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden, kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatılır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik...

Kısacacı içimizden evine gidip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu...

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar, oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı...

Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırılır, kavga edince barıştırılırdık.

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı...

Sonra kavgalarımız da öyle usturayla falçatayla olmazdı,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi;
en fazla birbirimizin saçından çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık...

Birbirimizin suyundan içer, elmasından dişlerdik.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık...

Düşerdik kafamızı çarpardık, ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik...

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki...

Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem...

Evimizi kendimiz temizlerdik, hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri...

Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler ve buralara girip çıkan yapay insanlar...

Ruh yok, buz gibi; bu biz değiliz...

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız; onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında ''vale''lerin, ''badigard'' ların beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni ve ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik? Yoksa hak mı ettik?

Ya sizce?

 

 

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
2 yorum yazilmistir

2009-06-30 15:53:44 - hoşgeldin..

Yazan: aslimyanik
merhaba,bloğuma sende hoşgeldin.güzel yorum içinde teşekkür ederim.Eskidendi çok eskiden yazı benim değil arkadaşım mail atmış çok hoşuma gitti ve hemen bloğumda paylaşmak istedim.beğendiğine sevindim.demekki eskiye özlem bi bende yok:)herdaim beklerim arkadaşım.mümkün olduğunca bloğunu ziyaret edeceğim.kendine iyi bak
Bağlanti :: ::

2009-06-30 15:12:21 - teşekkür

Yazan: bolparamizahaddin
selam Aslı ben blogcuya yeni katılanlardanım. hosgeldin mesajını aldım. Ayrıca eskidendi o başlıklı yazını da okudum. Gerçekten güzel yazmışsın sanki eskiyi yeniden yaşadım. Mesajın için teşekkür ederim.
Bağlanti :: ::

« Önceki - Sonraki »
MySpace Layouts images

MySpace Layouts

Google