aslimyanik

yeni yeni yeniden!!!

14/2/2009

Mutlu Bir Gün İçin Önemli Sırlar

Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. O yüzden günü moralle başlamak çok önemlidir. Birçok insan homur homur yataktan kalkar ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder. Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli sırlar: < Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin. < Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.” < Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya  bakarak) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın. < Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin: “Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!” < Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin. Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (Örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin. < Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla... Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün” varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.
< Her gün birisi ya da bir şey için iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin “Seni seviyorum.” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim!”, “Ben hallettim!” gibi sözleri kullanmayın.
< Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? Ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın. Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da olumsuz duygularla örülü  bir çemberin bedeninizi saracağını.
< Miş gibi oyununu oynayın ve “Bugün mutluyum.” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.
< Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler” yayınlayın! Unutmayın, iş yerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum.” deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz. < O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine.” diye düşünmek yerine,  “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim.” diye düşünün. Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar. < İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katma”yı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın.< Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı
, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz, bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. O gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş...” Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir!< Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, “Her şeyin güzel, saçların, dökülüyor olabilir ama sahip olduğum tek şey sensin.” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.

 

HAYATA YÖN VEREN ÖNEMLİ SÖZLER


 
Geçmişte söylenen sözler gelecekle ilgili kararlar sırasında yardımcı olur. İşte hayata yön veren sözler.."30 yılımı kadın ruhunu araştırmakla geçirdsim, ancak hala cevabını bulamadım.  Cevaplanması gereken büyük soru şu; "Bir kadın ne ister?" - Sigmund Freud "Deneyimlerimden öğrendiğim şu ki, mutluluklarımızın ya da hayal kırıklıklarımızın şu anki yaşadıklarımıza bir katkısı yok" - Martha Washington -"Güneş bile benim tutkularımın yanında sönük kalır. Tutkularımın hepsini yaşayamayabilirim ancak onları izlemek, inanmak ve takip etmeye çalışmak pnların devamını sağlıyor." - Louisa May Alcott -"Bir kadın olarak kentim yok. Bir kadın olarak kentim tüm dünya.." - Virginia Woolf -"Bir grup yurttaşın dünyayı değiştirebileceğinden şüphe etmeyin. Bunun yerine t is the only thing that ever has." - Margaret Mead -"Çoğu insan gerçek murluluğa sahip olmak için yanlış bir düşünceye sahip. Kişisel mutluluk gerçek mutluluğu getirmez,  toplumsal bağlılık mutluluğu getiren en saygıdeğer amaçtır." - Helen Keller -"Bir kişiyi aşağıya çekmeye çalıştıkça, onun aşağıya çekmek için tuttukları da bir parçanız olur ve ağırlık verir. Yani diğerlerini aşağı çekerek yükselmeye çalışmayın." - Marian Anderson -"Azim 19 kez kaybedip 20’nci de başarıya ulaşmaktır." - Julie Andrews -"Ne zaman nerede öleceğinizi seçemezsiniz. Ancak şimdi nerede ve nasıl yaşayacağınıza karar verebilirsiniz."- Joan Baez -"İlerlemenin sırrı başlamada gizlidir." - Sally Berger -"Köpekler çağrıldıklarında gelir. Kediler düşündüğünüzü anlar ve gelir" - Mary Bly"Geçmişi unut ve şimdiyi yaşayın." - Sarah Knowles Bolton"İnsanlar bornoz alırken rahat olmasına dikkat ederler, aynı şey eş seçerken de geçerken de geçerlidir. Kurallar aynıdır." - Erma Bombeck -"Birşeyi zorla yaparsam, hiçbir şey yapamam. Güçlüyüm, yenilmeszim ve kadınım" - Helen Reddy -"Eğer hassas olursanız, yolunuza çıkan engeller karşısında sık sık yoldan çıkabilirsiniz." - Mary Webb -"Arkadaş sizin herşeyinizi bilen ve her durumda size benzeyendir." - Christi Mary Warner -"Kazanmak için savaşmanız gerekebilir." - Margaret Thatcher -"Evlilikle kariyeri birlikte nasıl idare edebileceğimi söyleyen bir erkek görmedim." - Gloria Steinem -"Arkadaşlık kişiler için önemlidir çünkü dünyada hiç kimse arkadaşsız kalamaz." - Eleanor Roosevelt –

90/10 Sırrını Keşfedin : Bu Hayatınızı Değiştirecek


Bir örnek verelim. Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor. Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde Kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz.Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.Aşağıya indiğinizde Kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor.Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve Kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için, saatte 30 mil hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 40 mil hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz 60$ trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Kızınız size “Hoşçakal” demeden binaya koşuyor.Ofise 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı! Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve Kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak! Neden kötü bir gün geçirdiniz?A) Kahve sebep olduB) Kızınız sebep olduC) Polis sebep olduD) Siz sebep oldunuzCevap “D” şıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu. Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.Üzerinize kahve sıçradı. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe “Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek” diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden Kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz ise gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz.Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor. Farka bakın!İki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı. İkisi de farklı bitti. Neden?90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır. Sonuç? Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve başağrısından acı çekmektedir.Bu sır nedir?Hayatın %10’u, sizin başınıza gelenlerden oluşur. Hayatın diğer %90’ına ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir.İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s. Bu %10’luk kısım tamamen bizim kontrolumüz dışında gerçekleşir.Diğer %90’lık kısım farklıdır. Diğer %90’lık kısmı siz belirlersiniz.Nasıl? Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak. Gerçekten olanların %10’unda hiç bir kontrolünüz yok. Diğer %90’ı ise sizin tepkinizle belirlenir.

 

Harika bir hayat için 5 h formülü


Değişime hazır mısınız? Geçmişe, başarısızlıklara bir set çekip mutlu, Huzurlu ve başarılı bir hayat için yapmanız gereken hemen Harekete geçmek.

Nasıl mı? Tabili 5 H formülüyle

HEDEF: Harika bir hayat sürmeniz için her şeyden önce kesinleşmiş bir hedefiniz olmalı. Bu hedef mantıklı, ulaşılabilir, motive edici ve zaman planlı olmalıdır. Büyük bir amacınız varsa ona ulaşmak istersen başka hedeflerinizin de gerçekleştiğini görebilirsiniz. Hedefiniz istemenin ötesinde kesinleşmiş olmalıdır.

HAYALLER: Burada hedefinizin gerçekleşmesi için gereken hayallerden söz ediyoruz. Hedefiniz gerçekleştiğinde nasıl bir hayata başlayacaksınız, nasıl bir çığlık atacak, sevdiklerinize nasıl sarılacaksınız, gözünüzden akan sevinç gözyaşı yanaklarınızdan inerken neler hissedeceksiniz. Bunları en ince ayrıntısına kadar hayal edin. Gerçekleştiğinde "ben bunu hayal etmiştim" diyeceksiniz.

HEYECAN: Hedefiniz belli, hayalleriniz var ama bundan heyecan duymuyorsanız bilin ki işiniz zor. Hayallerini gerçekleştirenler hedeflerinden ve hayallerinden büyük heyecan duyan kimselerdir. Hedefinize ulaştığınızı hayal ettiğinizde heyecanlanıyor musunuz? İşte o zaman büyük bir motivasyona sahipsiniz demektir. Kazanmak istediğiniz başarıyı hayal ettiğinizde tüyleriniz diken diken oluyorsa ve yumruğunuzu sıkıp başaracam diyorsanız lin ki heyecan rüzgarı sizi hedefine götürecektir.

HAREKET: Hedefiniz net, hayaller kuruyorsunuz ve müthiş heyecanlısınız ama bir türlü harekete geçemiyorsunuz. Bilin ki bu hedefsize çok uzak. İnsanların bir ilgi bir de etki alanı vardır. İlgi alanı gazetedeki magazin haberleri, televizyondaki çeşitli programlar, ülkenin meseleleri gibi şeylerdir. Etki alanı ise bunlarla ilgili yapabileceklerimizdir. Ülkeyi düzeltmek gibi ilgi alanınız olabilir ma bunun için harekete geçmek ve sizi hedefinize ulaştıracak çalışmaları yapmak etki alanınızdır. Siz hedefinize ulaştıkça ülkenizi de biraz iyi bir duruma getirme şansınız olacaktır. O halde etki alanınızı genişletin ve ilgi alanınıza bu şekilde etki edin. Haydi hemen planladığınız hedefe ulaşmak için harekete geçin.

HİPNOZ: Kendi kendinize verdiğiniz telkinler aslında bir hipnozdur. Sürekli içinizden tekrarladığınız sözler, kafanızdan sürekli geçen düşünceler hipnozun temelidir. Siz kendi kendinize yaptığınız güzel telkinleri hanff loş bir odada hafif bir müzik eşliğinde yaparsanız çok daha etkili olur. Üzerinize çok rahat elbiseler giyin, rahat bir koltuğa kurulun, loş bir ışıkta hafif bir müzik açın ve içinizden; gerçekleştireceğiniz hedefi ve bunu gerçekleştirmek için elinizden geleni yaptığınızı tekrarlayın. Bunu her gün yapın, heyecanınızın ve etkin çalışma saatleriniz arttığını göreceksiniz.

 

BAŞARI HİKAYESİ 

 

Diplomasız Profesör Louis Renault

 

Zengin veledlerine genellikle kızılır ama ne yalan söyleyelim birçok buluşu onlar yapar. Uğraşır didinir insanlığa ufuk açarlar. Niye mi? Bir kere ekmek parası gibi bir dertleri yoktur, çorba peşinde koşmaz, sıradan bir detay üzerinde aylarca kafa yorarlar. Kaldı ki araştırmaları için para bulmakta zorlanmaz, gerektiğinde ellerini ceplerine atarlar.

İşte Louis Renault da 1877 Paris doğumlu bir beyzadedir. Babası iyi kazanan bir yün taciridir, çocuklarını hoşça tutar. Onlara diğer babalar gibi Latince, Yunanca ve gramer dayatmaz. Meslek seçimini kendilerine bırakır, istediklerini önlerine koyar. Louis makine hastasıdır, düşünün henüz 5 yaşındayken arkadaşlarından duyduğu lokomotifi görmek için İstasyona koşar. Buhar kazanını, pistonları, bacaları, çözmeye kalkar. 15 yaşında bir öğrenciyken motorlu vesaitlere merak salar, hatta harçlığından artırdığı paralarla (ne biçim harçlık alıyorsa) 0.75 beygir gücünde De Dion Bouton marka bir araba alır, sağını solunu sökmeye başlar. De Dion Bouton marka bir araba Faytondan bozma

Kont Albert De Dion ve ortağı Çilingir Georges Bouton’un imal ettiği bu arabalar faytondan bozma “yamalı bohça”dırlar. Adı geçen ikili otomobilleri mümkün mertebe ucuza mal edip amelesinden senatörüne kadar herkese satmayı planlar. Ancak bu hayalleri hakikat olmaz, umduklarını bulamazlar.
Genç Louis’in henüz araba imal etmek gibi bir fikri yoktur, otomobilini Paris yakınlarında (Billancourt’daki) eski bir garaja atar. Kardeşleriyle baş başa verir, amatör heyecanlarla “bunu nasıl geliştirmeli” diye kafa yorarlar.

Louis bu arabayı adeta yeniden imal eder, bir sürü ilaveler yapar. Ve Renault’un ilk minik otomobili “Voiturette” ortaya çıkar. Bu araç 3 ileri ve 1 geri vitesli mekanik dişlisiyle yeni bir çığır açar. Üstelik motordaki gücü kayış ve zincirle değil sabit bir mil (şaft) aracılığı ile doğrudan doğruya arka dingile aktarırlar. Araç daha verimli olur ve sessizliği ile dikkat toplar.

 

24 Aralık 1898’de sokakları harmanlamaya başlayan Voiturette hemcinsleri gibi sadece düzde gitmez, % 13 eğimli yokuşları rahatlıkla çıkar.
Louis daha güçlü ve daha devirli motorlar için uğraştığı günlerde jeneratör sistemlerine de el atar, getirdiği yeniliklerle adeta devrim yapar. Düşünün henüz 21 yaşında iken (1898) kardeşleri Fernand ve Marcel’i peşine takar, “Renault Freres” şirketini kurar.

1899 yılında Paris-Trouville arasında bir yarış düzenlenir ki mesafe 170 kilometreyi aşar. Renault’lar yaptıkları özel otomobille yarışı rahat kazanırlar. Bu zafer üzerine kapısını çalanlar artar, yağmur gibi sipariş yağar. Babaları onlara 8 bin İngiliz lirası sermaye verir, ki ilk ivme için bu para yeter de artar.

Louis Renault asla “tamam şimdi oldu” demez, daima “daha mükemmeli” arar. Nitekim kapalı karoseri olan ilk aracı da o yapar. Genç girişimci daha o yılın sonunda Billancourt’daki garajı fabrikaya çevirir ve tam 110 kişi çalıştırmaya başlar. Ahbap çavuşlar, ertesi yıl geliştirdikleri spor arabayla (E modeli) Paris-Bordeaux ve Paris-Berlin yarışlarını kazanır, adeta şov yaparlar. İki silindirli “H” modelinin (1902) ardından, dört silindirli “K” modeliyle Paris-Viyana yarışında zafere koşarlar. Ancak 1903 Paris-Madrid yarışında kaza yapar, Marcel’i toprağa bırakırlar, bir süre sonra Fernand da gözlerini hayata yumar.

Louis kalır mı bir başına, evet güç kaybeder ama aklındaki uçuk hamleleri de bu yıllarda yapar. Mesela işi gücü bırakıp Parisli faytonculara oynar, hayatı boyunca kamçı sallayan adamlara “atsız araba” satar. Arabacı takımı babadan kalma emektarları elden çıkarır, Renault’nun iki silindirli arabalarından alırlar. Louis böylesi rüzgârları iyi yakalar ve yelkenini rüzgâra göre açar. Talep katlana katlana artınca seri üretime geçer ve işçilerini ihtisas sahibi yapmaya bakar. Biri yalnız boya, öbürü sadece döşeme üzerinde derinleşir, işlerinde “uzman” olurlar. Renault, kuruluşundan 9 yıl sonra New York, Londra ve Berlin’de şubeler açar, derken gemi ve uçak motorları üretmeye başlar.

Yükü omuzlayınca
İşte bu yıllarda kardeşlerinin eksikliğini yaman hisseder, Marcel ve Fernand’ı çok arar. Zira artık sadece imalatı değil, pazarlama ve muhasebeyi de ondan sorarlar. Ama onun önceliği iyi bir arabadır, nitekim ilk amortisörü, ilk soldan direksiyonu, ilk servo freni kullanıp rakiplerine fark atar. Ambulanslar, kamyonetler, itfaiye araçları yapar. Renault’nun baklava dilimini andıran logosu küçük ve basit otomobillerden, resmi erkana satılan lüks limuzinlere kadar birçok modelin alnında parlar.
Gün gelir (1914) “Societe des Automobiles Renault” 4 bin 400 işçisiyle bir sanayi devi olur, bundan dört yıl sonra da (1918) çalışanların sayısı 22 bini aşar.

 

İŞ HAYATI

 

HATA OLSUN AMA YANLIŞ OLMASIN

 

İş dünyasındaki bir anlayışa göre iş yapan hata da yapacaktır. Hatta daha da ileri götürelim. Bir kişi eğer hiç hata yapmıyorsa iş yaptığından bile şüphe edilebilir. İş yapılan yerde ufak tefek, bazen de büyük hatalar yapılabilir. Önemli olan hata yaptığınızı bilmeniz, bunu sahiplenmeniz, hatanızın sahipsiz bir top gibi oradan oraya atılmasına izin vermemeniz.

Hatalarına sahip çıkanlar, az hata yapma yolunda ilerleyen cesur yolculardır. Bu kişiler, iş hayatında adım adım başkalarının hatalarını düzeltmek için yükseleceklerdir. Önemli olan hem kendi, hem de başkalarının yaptığı hataları, hata olarak görebilmek, onları analiz edebilmek ve onlardan ders alabilmek. Hataların hiç beklenmeyen fırsatlara dönüşmesi de işin cabası. Thomas Edison´´´´a, 999 denemeden sonra yaptığı bininci deneyde ampulü bulmasıyla ilgili olarak şöyle bir soru yöneltmişler: 999 kez hata yapmanıza rağmen, bininci deneyi yapacak gücü nereden buldunuz? Edison şu yanıtı vermiş: "Ampulün icadı bin aşamalı bir süreçti. Hata gibi görünen ilk 999 aşama, bininci ve son aşamaya götüren öğretilerle doluydu. Eğer bu hatalar yapılmasaydı, ampulu kim bilir kim, ne zaman bulacaktı..."

Bir başka hikaye de, 3M şirketinin hataları sayesinde önemli ürünleri bugünlere getirdiği anlatılır. Ofislerde üzerine küçük notlar yazmak için kullandığımız Post-it´´´´ler örneğin, bir hata sonucu bulunmuştur. 1900´´´´lerin başında 3M şirketinin yöneticileri, araştırma geliştirme (Ar-Ge) bölümüne dünyanın en güçlü yapışkanını geliştirme talimatı verirler. Yapılan uzun çalışmalardan sonra Ar-Ge bir yapışkan geliştirir. Ancak buldukları bırakın dünyanın en güçlü yapıştırıcı olmasını, belki de en zayıfıdır. Öyle ki, küçük bir bebek bile yapıştırılan nesneyi iki parmağıyla hafifçe çektiğinde nesne kolaylıkla gelmektedir. 3M şirketi, şayet Ar-Ge ekibini hatasından dolayı cezalandırsaydı ve buluşlarını çöpe atsaydı, bugün 3M firmasını dünyaya tanıtan ve en büyük şirketlerinden birisi yapan Post-it olmayacaktı.

Başka bir büyük hata sonucunda ise 20´´´´nci yüzyılın en büyük keşiflerinden birisi olan ışığın hızının sabit olduğu bulundu. Deneyi yapan iki Amerikalı fizikçi, ışığın boşlukta yayılamayacağını ispat etmeğe çalışırken deney sonuçlarına göre teorilerindeki hatayı kabul ederek bu büyük doğruya ulaştılar. Hatta bununla Nobel ödülü bile aldılar. Pluton gezegeninin keşfi de yine bir hata sonucu olmuştur. Ayrıca uzay çalışmaları sonucu yapılan bazı hatalarla büyük buluşlar ortaya çıkıyor.

Bugün dünya şirketleri, hata yapanları cezalandırmıyor. Tam tersine, hata yapmayanları bünyelerinde barındırmıyor. Hata yapmamanın iki nedeni olabilir: Birincisi, iş yapmayanlar hiç hata yapmaz. İkincisi, risk almaktan çekinenler hata yapmaz. Hata yapma pahasına risk alma kültürü, bugünün iş dünyasında hızla yaygınlaşıyor. Hatalar böyle... Kabul edildikleri takdirde sürprizlerle ve deneyimlerle dolular. Peki ya yanlış yapmak? O başka. Hata masumdur. İyi ve faydalı olsun diye çalışılırken yapılır. Hata da kasıt yoktur. Yanlış da ise kasıt vardır. Bile bile ve art niyetle yapılır; içinde hile, düzenbazlık vardır. İşte bu, hatayla - yanlışı ayıran en önemli özelliktir. Hata iyi huyludur, yanlış ise kötü.

Hatalar affedilir, yanlışlar ise cezalandırılır. İşte bu yüzden, iş hayatındaki hatalara tolerans gösterilirken yanlışlara tepki, çok sert olmaktadır. İş hayatında işte yapılan yanlışların yanı sıra insana, çalışana yapılan yanlışlar en tehlikeli olanlardır. Bunlar hiç unutulmaz ve bu yanlışları yapanlara hiç unutamayacakları şekilde geri dönerler. Siz siz olun, hata yapmaktan korkmayın. Ama yanlış yapmaktan uzak durun. Zira yanlışın zararı, hiç tahmin edemiyeceğiniz kadar büyük ve ölümcül olabilir.

 

YÖNETİM DERSLERİ

 

Yönetim dersleri 1:

Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturanbaykuşa sordu:

- Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?

- Tabii, neden olmasın.

Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortayacıktı ve tavşanı yedi!

Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyorolmanız gerek…

Yönetim dersleri 2:

Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiçgücüm yok…

İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besindeposudur.

Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun İlk dallaraulaşacak kadar enerji verdiğini fark etti. Ertesi gün biraz daha yedi veikinci dala ulaştı.Bir kaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı basardı.Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi fark etti veonu vurdu. Mok yemek sizi en üste çıkartabilir.Ama orda kalmanızı sağlayamaz…

Yönetim dersleri 3:

Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu. Havaçok soğuktu ve kus donarak yere düştü.Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parçadışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı. Çokmutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı.Oradan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu. Onunnerde olduğunu keşfetmekte gecikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi!

1. Üzerinize pislik atan herkes düşmanınız değildir!

2. Sizi pislikten kurtaran herkes dostunuz değildir!

3. Pisliğin içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun!!!

 

İLGİNÇ BİR O KADAR TRAJİ KOMİK

 

311 NUMARALI ODA

Güney Afrika’nin Cape Town sehrindeki bir hastanede devamli esrârengiz ölümler oluyordu. Hemsireler haftalardir üstüste her cuma günü 311 numarali yogun bakim odasina yatirilan hastalari ölü bulmaktaydilar. Bu sirli ölümlere uzun süre açiklama getirilemedi. Herkes meselenin çözülmesi için seferber oldu. Uzmanlar odanin havasini bakteriyolojik bakimdan kontrol ettiler. Güney Afrika’nin önde gelen bilim adamlari ölenlerin aileleriyle üç hafta boyunca görüsmeler yaptilar. Hatta isin içine polis girdi ve akla gelen her ihtimal tek tek degerlendirildi, ancak onlarin arastirmalari da sonuçsuz kaldi. Ve tabiî bu arada 311 numarali odadaki hastalar sebepsiz ölmeye devam ediyorlardi. Son çâre olarak hastalarin kaldigi 311 numarali yogun bakim odasi devamli gözetim altina alindi ve sonunda odadaki ölümlerin sebebi ortaya çikti. Sonuç çok trajikomikti. Cuma sabahi saat 6’da odalari temizleyen temizlikçi kadinin, hastanin bagli bulundugu solunum cihazinin fisini çekerek kendi elektrik süpürgesinin fisini taktigi ve isini bitirince sonra solunum cihazinin fisini tekrar yerine takip gittigi görüldü.

 

TESTE BUYRUN!

 

LQ’nuzu (Yasam kalitesi seviyesi) Ölçün

 

Basari için sadece IQ yetmiyor. LQ’nuz (Lifestyle Quotient/Yasam kalitesi seviyesi) düsükse dikkat!

Elele dergisinde yayinlanan habere göre, basariya ulasma yolunda yasam tarziniz da büyük önem tasiyor.

Asagidaki sorulari okuyun ve her biri için dört ayni yanittan birini seçerek puanlarinizi toplayin.


5 puan: Katilmiyorsaniz

10 puan: Emin degilseniz

15 puan: Katiliyorsaniz

20 puan: Kesinlikle katiliyorsaniz


1 - Sadece iyi göründügümde güvenim vardir.

2- Insanlar yasam tarzimdan çok etkilenir.

3 - Insanlari dis görünüsüne göre yargilarim.

4 - Ünlülerin yasam tarzlarindan çok etkilenirim.

5 - Bir kiyafete 500 YTL rahatça harcanabilir.

6 - Son trendleri takip etmek çok önemlidir.

7 - 3 ucuz tatil yerine, 1 lüks tatili tercih ederim.

8 - Kisilerin benimle ilgili hislerinin farkindayim.

9 - Her seyin en iyisini severim

10 - Bazi insanlar beni göz korkutucu bulur.

Degerlendirme

155-200 puan: Yüksek sosyete LQ

Süper star gibi yasamiyorsaniz, lüks tatillere gitmiyorsaniz ve pahali kiyafetleriniz yoksa bile bunlara uzak degilsiniz. Aslinda hepsini gösteris için istiyorsunuz. Hepsine sahip olabilirsiniz, ama bunlar aglayacak bir omuza ihtiyaç oldugunda gözünüzdeki tüm önemini yitirebilir.

Tavsiye: Insanlara yaklasmak için daha fazla çabalamalisiniz. Sizi siz oldugunuz için sevebilmeli insanlar. Onlarin yasamlarina ilgi gösterebilmeniz ve dinlemeniz; sizinle daha çok vakit geçirmek istemelerini saglayacaktir.

105-150 puan: Göz alan komsu kizi LQ

Eglendiginiz sürece en popüler gece kulübüne gitmek ile evde vakit geçirmek ayni... Tasarimci kiyafetlerine para harcamanizin tek sebebi begenmeniz ve hayattan zevk almaniz. Rahat tavirlarla insanlardan olumlu tepkiler aliyorsunuz.

Tavsiye: Mükemmel bir dengeye sahipsiniz. Basarinizla gösteris yaptiginizi düsünen insanlari çok ciddiye almayin, ama söhrete de kapilmayin. Kendinize yükseklerde hedefler koymaya, hayattan zevk almaya devam.

75-100 puan: Geri plan LQ

Insanlarin hayran oldugu bir havaya sahipsiniz ve ilham veren bir kisiliginiz var. Insanlarin hakkinizda ne düsündügünü pek fazla önemsemiyorsunuz ve esas ilgilendiginiz konu aileniz ve arkadaslarinizla vakit geçirmek. Is hayatinda bir yerlere gelebilmek için yalnizca yaptiklariniza güveniyorsunuz, imajiniza degil!

Tavsiye: Rahat tavirli olmak iyi olsa da alçakgönüllü olmakla umursamamazlik arasindaki çizgi incedir. Arkadaslarinizla bulustugunuzda görünüsünüze özen gösterin. En azindan arkadasliklarina saygi göstermek adina...

70 ve alti puan: Alçakgönüllü LQ

Kendinize güveniniz tam... Baskalarinin sizi görünüsünüzle degil, insanliginiza göre degerlendirmesini istiyorsunuz. Prensiplerinize ve kurallariniza hayran olan yakin bir arkadas çevreniz var. Ama bazi insanlar görüsünüzden dolayi sizi ciddiye almayabilir.

Tavsiye: Her seyinizi degistirmeniz gerekmiyor. Fakat yapacaginiz küçük degisiklikler büyük farklar yaratacaktir ve kapilari sizin için daha rahat açacaktir.

 

EQ’nuzu ölçtünüz mü?

 

Duygusal zekanızın ne dunumda olduğunu bilmek istiyorsanız bu test tam size göre. Yapacağınız şey çok basit. Aşağıdaki cümlelere puan vermeniz yeterli.

Duygusal zekanızın ne dunumda olduğunu bilmek istiyorsanız bu test tam size göre. Yapacağınız şey çok basit. Aşağıdaki cümlelere puan vermeniz yeterli. Her cümlede yer alan düşünceye aşağıdaki kutuda yer alan numaralarla puan verebilirsiniz. Önce 1,3,4.5 ve 8 numaralı sorulara verdiğiniz puanlan toplayın. Bu puandan 2, 6, 7, 9 ve 10 numaralı sorular sonucunda elde ettiğiniz puanı çıkarın.


1 - Ne hissettiğimi çok iyi biliyorum.
2- Duygularımı hiçbir zaman tam olarak diğer insanlara tarif edemiyorum.
3- Ruhsal durumumun değiştiğinin her zaman farkındayım.
4- Duygusal durumlarda vücudumdaki değişiklikleri fark ediyorum.
5- Eğer sinirlenmeye ve kızmaya başlarsam bunu karşımdakine söylerim.
6- Ruhsal durumumun değiştiğini karşımdakiler ben anlatmadan fark eder.
7- Duygu ve düşüncelerime çok dikkat etmem.
8- Duygularımı her zaman dinlerim.
9- Duygusal reaksiyonlarım beni bile şaşırtıyor.
10-Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum.


Kesinlikle yanlış=1;

Nadiren doğru=2;

Bazen doğru=3;

Genellikle doğru=4;

Her zaman doğru=5


Sonuç:

15 ve üzeri: Pekiyi
Duygularınıza kulak veriyorsunuz. Fiziksel ve psikolojik değişikliklerinizi hemen fark ediyorsunuz.

10–14 arası: İyi
Duygulannıza dinliyor ve genellikle kendinizdeki fiziksel ve psikolojik değişikliklerin farkına varıyorsunuz. Öneri: Gün içinde duygusal değişimlerinizi not alın ve daha sonra bunlan analiz etmeyi deneyin.

1–9 arası: Orta
Duygulannızın genelde farkında değilsiniz. Duygularınızın değiştiğini etrafınızdaki kişiler sizden önce fark ediyor. Öneri: Vücudunuzu dinleyin ve değişiklikleri fark etmeye çalışın. Örneğin korktuğunuz zaman midenize kramp mı girdiğine ya da boğazınızın mı kuruduğuna dikkat edin.

8 ve aşağısı: Kötü
Duygu ve düşüncelerinizi hiç dinlemiyorsunuz. Duygusal reaksiyonlar veriyor ve verdiğiniz bu reaksiyonlara şaşırıyorsunuz.

Öneri: Etrafınızdaki kişilerden duygularınızı nasıl kontrol edebileceğiniz konusunda öneriler alın. Kendi duygularınıza daha fazla kulak verin.

kaynak : www.kisiselbasari.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
1 yorum yazilmistir

2009-06-02 09:01:47 - Selam Ola

Yazan: BARIS59

Benceee; mutluluk ile mutsuzluk arasında çok ince ve
harika bir çizgi var.Detaylar beden ve ruhun birleşik
sahiplenmesi ile değerlendirilip,ince bir tartıdan
geçirilemezse; ne paradır,ne aşktır, ne de metebedir; mutlu
ve mutsuzluğun gerçek sebebi... Bizizdir;biziz...

Saygılar efendim
Bağlanti :: ::

« Önceki - Sonraki »
MySpace Layouts images

MySpace Layouts

Google